Giriş:
Üstün yetenekli ve üstün zekalı çocuklar, bilişsel ve duyusal özellikleriyle akranlarından ayrışan, özel eğitime ve desteğe ihtiyaç duyan bireylerdir. Bu çocukların erken dönemde fark edilmesi, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda desteklenmesi, sadece bireysel gelişimlerini değil, toplumsal katkılarını da derinden etkileyen bir süreçtir. Türkiye’de bu çocukların eğitsel gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) faaliyet göstermektedir. Ancak bu süreç yalnızca BİLSEM ile sınırlı değildir. Öğretmenlerin, rehber öğretmenlerin ve ailelerin farkındalığı, bu çocukların sahip oldukları haklardan yararlanmaları açısından kritik öneme sahiptir.
Bilsem Nedir?
BİLSEM, özel yetenekli öğrencilerin örgün eğitime ek olarak bireysel yetenekleri doğrultusunda gelişim göstermelerine olanak tanıyan kurumlardır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1993 yılında kurulan bu merkezler, Türkiye’de özel yetenekli öğrencilerin eğitimine dair en yaygın kamu hizmetidir. BİLSEM’ler, örgün eğitimin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak konumlanmıştır. Öğrenciler burada akademik, sanatsal ve zihinsel becerilerini geliştirecek özgün programlara katılırlar. Özetle BİLSEM’ler çocuğun kendisi gibi, kendi potansiyelinde ya da saha üst bir potansiyelde akranları ile, çocuklar ile bir arada olması çocuğu geliştiren, geliştirirken başka bir perspektiften öğreten, yaşayarak deneyimleyerek öğreten bir süreç esasen ve bu süreç için kısaca akran zenginliği diyebiliriz.
Bilsem Sınav Süreci Nasıldır?
BİLSEM’e öğrenci kabulü çok aşamalı bir sınav sistemi ile gerçekleşmektedir. Her yıl T.C Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan BİLSEM Kılavuzu doğrultusunda sürecin işleyişi belirlenir. Aday gösterme işlemleri yalnızca ilkokul 1, 2 ve 3. sınıflar için mümkündür. 4. sınıf itibarıyla BİLSEM’e başvuru kabul edilmemektedir. Öğrenciler yalnızca iki yetenek alanında (genel zihinsel, müzik ya da resim) aday gösterilebilir.
Aday gösterme süreci, okul yönlendirme komisyonu tarafından yürütülür. Bu komisyon, okul müdürü başkanlığında, müdür yardımcıları, rehber öğretmen/psikolojik danışman ve sınıf öğretmenlerinden oluşur. Her okulda her düzey için öğrenci sayısının %20’sini geçmeyecek şekilde aday gösterilebilir.
Aday gösterilen öğrenciler önce tabletle yapılan ön değerlendirmeye girer. Bu değerlendirmeyi başarıyla geçenler, alanlarına göre bireysel değerlendirmeye alınırlar. Genel zihinsel alanda bireysel değerlendirme, RAM (Rehberlik ve Araştırma Merkezi) tarafından zeka testleri aracılığıyla bu ölçekler ile yapılır. Resim ve müzik alanlarında ise merkezlerde özgün çalışma ve işitsel değerlendirme yöntemleri kullanılır.
Bireysel Değerlendirme ve Tanılama Süreci:
Bireysel değerlendirme, yalnızca ön değerlendirmeyi geçen öğrenciler için yapılır ve Bakanlık tarafından belirlenen standartlara uygun şekilde gerçekleştirilir. Bu aşamada kullanılan zeka ölçeği veya sanatsal ölçütler öğrencinin yetenek alanına göre belirlenir. Tanılamayı yapan uzman, sonucu yalnızca tanılama amacıyla değerlendirir; öğrenciye ya da ailesine herhangi bir puan ya da zeka düzeyi paylaşılmaz. Bu yaklaşım, çocuğun üstün yararı ilkesine dayanır. Çocuğun üstün yararı ilkesini korumak için zeka puanı çocuk ve ailesi ile paylaşılmaz. Bir hukukçu olarak söyleyebilirim ki bu çocuğun üstün menfaati gereği en uygun olandır. Aksi bir bilgilendirme çocuğun o puan ile ne yapacağını bilememesi, puanın yüksekliğinin verdiği bir özgüven doğarken diğer taraftan o kılıfın altına sığınarak esas öğrenmeden ve potansiyelini kullanmaktan uzaklaşması gibi daha sayısız çocuğa ve aileye zarar verebilecek unsur sayılabilir. Burası çoğaltılabilir lakin buna bu yazıda hiç gerek duymuyorum. Çünkü burası zaten benim alanım değil. Bununla ilgili bir uzmandan bilgi alabilirsiniz.
Avrupa ve Dünyada Üstün Yeteneklilerin Eğitimi:
Avrupa ve dünya ülkelerinde üstün yetenekli çocuklara yönelik yaklaşımlar çeşitli şekillerde uygulanmaktadır:
– Almanya: Eyalet okul meclisleri tarafından belirlenen kararlara göre üstün yetenekli çocuklar, akranlarıyla aynı sınıflarda, farklılaştırılmış müfredatla desteklenir. Ayrı okul sistemi yoktur.
– İngiltere: 1944’te başlayan üstün yetenekli çocukların eğitimi, bireyselleştirilmiş müfredatlarla yürütülür. Sanat okulları mevcuttur.
– İsviçre: 2000’li yıllardan bu yana proje tabanlı üstün yetenekli eğitimi uygulanmaktadır.
– Finlandiya: Eğitimde eşitlik ilkesi doğrultusunda genel bir destek sistemi bulunsa da 2013’te özel yetenekli çocukların yetersiz desteklendiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Lakin eğitimde kapsayıcı eğitim modeli ve fırsat eşitliği bağlamında dünyaya örnek olduğuna herkes gibi vurgu yapmadan geçemeyeceğim.
– İsrail: 1988 tarihli Özel Eğitim Yasası ile üstün yetenekli çocuklara yönelik özel sınıf ve okullar zorunlu tutulmuştur.
– Güney Kore: 2002’de çıkarılan Eğitim Teşvik Yasası ile üstün yeteneklilere özel programlar yürürlüğe girmiştir.
Bu örnekler dünyadan sadece bir kaçıdır.
Dünyadan Bazı Yaratıcı Ünlü İsimlerden Örnekler:
Albert Einstein
Dört yaşına kadar konuşmamış, yedi yaşına kadar okumayı ve yazmayı öğrenememiştir. Ancak daha sonra insanlık tarihinin en büyük fizikçilerinden biri olmuştur.
Winston Churchill
İlkokulda altıncı sınıfta kalmıştır. Buna rağmen dünyanın en önemli siyaset adamlarından biri ve İngiltere’nin unutulmaz başbakanı olmuştur.
Ludwig van Beethoven
Müzik öğretmeni onu “umutsuz bir vaka” olarak değerlendirmiştir. Ancak Beethoven, klasik müziğin en büyük bestecilerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
Lev Tolstoy
Okul hayatında başarı gösterememiş, başarısızlık nedeniyle eğitimini yarıda bırakmıştır. Buna rağmen dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olmuştur.
Walt Disney
İyi fikirleri olmadığı gerekçesiyle çalıştığı gazeteden kovulmuştur. Oysa bugün hayal gücüyle milyonlara ilham veren dev bir medya imparatorluğu kurmuştur.
Isaac Newton
Öğrencilik hayatı boyunca düşük notlar almış, sıradan bir öğrenci olarak görülmüştür. Ancak bilim tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak anılmaktadır.
Thomas Edison
Öğretmeni onu “hiçbir şey öğrenemeyen bir çocuk” olarak tanımlamıştır. Oysa Edison, dünyayı değiştiren yüzlerce icadıyla tarihe damga vurmuştur.
Türkiye’de Bilsem Dışındaki Uygulamalar:
Türkiye’de BİLSEM dışında da üstün yetenekli çocuklar için çeşitli destekler mevcuttur lakin yine de sınırlı sayıdadır. Örneğin YÖK onaylı çocuk üniversiteleri, belediyeler tarafından yürütülen projeler ve TÜBİTAK yarışmaları bu çocukların gelişimini destekleyici önemli yapılardır. Yine geçmiş yıllarda Üsküdar Belediyesi’nin Çocuk Üniversitesi, proje yazma, akademik eğitim ve sosyal gelişim alanlarında faaliyet göstermektedir. Bu tarz projeler ve destekleyici eğitim programları için her yıl bulunduğunuz il ve ilçede yer alan belediyeleri takip etmeniz ve iletişim halinde kalmanızı naçizane öneririm. Dilerim bu özel çocuklarımız için de daha zenginleştirilmiş eğitim ayakları çoğaltılır.
BİLSEM Adayı Gösterilmeyen Öğrenciler Ne Yapabilir?
Peki, öğrenci ilkokul kademesinde iken ne öğretmeni ne ailesi tarafından fark edilmemiş ve BİLSEM sınavlarına aday gösterilmemişse? Ortaokulda bu çocuğun üstün yeteneği fark edilirse BİLSEM’den yararlanamaz. Ancak bu öğrenciler RAM’a yönlendirilerek değerlendirmeye alınabilir ve kaynaştırma/bütünleştirme eğitim uygulamaları yolu ile eğitim kapsamına alınabilir. RAM bu eğitsel değerlendirmeyi okula gönderir. Bu durumda okul içerisinde destek eğitim odası gibi ve BEP Geliştirme Birimi tarafından saptanacak özel ihtiyaçları doğrultusunda eğitsel, sosyal, fiziksel, ilişkisel v.b çocuk özelinde BEP kararları alınarak çocuğa uygulanmalıdır. Yine aynı şekilde okul içi sınav ve merkezi sınav yasal tedbirleri ihtiyaç tespiti halinde çocuk özelinde uygulanır. Çocuk bu haklarından yararlanır. Ancak önemli bir husus mutlaka okula BEP kurulunun toplanması ve çocuk özelinde BEP kararlarının resmi olarak alınması şarttır. Yine belediye projelerine, çocuk üniversitelerine ve özel programlara dahil olmaları mümkündür. Bu bağlamda aile veya okul tarafından eğer geç kalınmış ise aile mutlaka ikamet adresindeki RAM’dan randevu alarak çocuğunu RAM’a götürmeli ve bu yöndeki eğitsel değerlendirmesini yaptırarak okul ile paylaşmalıdır. Bu çocuğun üstün yararı için en makul düzenlemedir.
Yasal Haklar ve Yasal Tedbirler;
Öğrencilerin erken yaşta(erken çocukluk döneminde) desteklenmesi yönünde bir yasal yükümlülük olmasa da, çeşitli yönetmeliklerle garanti altına alınmıştır.
Örneğin:
– MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin 7. maddesi,
– Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi,
– Kaynaştırma yoluyla eğitim ve destek eğitim odası uygulamaları.
-Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi
-222 Sayılı T.C MEB Temel Eğitim Kanunu
-T.C Anayasası
-573 Sayılı KHK
Bu hakların kullanılabilmesi için ailenin ve öğretmenin farkındalığı ve yönlendirmesi şarttır.
Bilsem Adayı Olan Öğrencinin Henüz RAM Tarafından Tanılanmamışsa Hakları Var mı?
BİLSEM adaylığı sırasında öğrenci henüz RAM tarafından tanılanmamışsa, mevzuat gereği resmi olarak ek süre, refakatçi gibi sınav tedbir hakları tanınmamaktadır. Çünkü ortada mevzuaten yasal bir tanı ve eğitsel rapor yoktur. Adıyla müstesna olduğu üzere öğrenci henüz sadece adaydır. Ancak bu noktada fırsat eşitliği ve kapsayıcı eğitim ilkesi devreye sokabiliriz. Öğrencinin duygusal, davranışsal ya da dikkat eksikliği gibi eşlik eden tanıları varsa, bu durum sınav komisyonuna iletilerek pedagojik esneklik talep edilebilir. Bu noktada öğretmenler ve veliler, çocuğun haklarının korunması için inisiyatif alabilirler. Ya da çocuğun eşlik eden başka bir tanısı vardır. İşte o zaman bu tanısı gereği çocuk resmi raporu (eğitsel-tıbbi) bu haklarını yasal olarak talep edebilir.
Ailelerin ve Okulun Buradaki Sorumlulukları/Yükümlülükleri Özetle Bu Bağlamdaki Yasal Çerçevesi:
Bu çocukların fark edilmesi, izlenmesi ve doğru şekilde yönlendirilmesi, sınıf öğretmenlerinin, rehber öğretmenlerin ve okul idarelerinin sorumluluğu altındadır. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin “izleme” başlıklı maddesi, çocukların bireysel özelliklerinin dikkatlice gözlemlenmesini ve gelişimlerinin takip edilmesini açıkça zorunlu kılmaktadır.
Ayrıca, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eğitim hakkına ilişkin hükümleri, çocuğun eğitim sürecinin bireysel ihtiyaçlarına göre planlanmasını ve bu sürecin kesintisiz ve doğru işlemesini devlet kurumlarına ve dolayısıyla okullara yüklemektedir.
Bu bağlamda, okul yalnızca bilgiyi aktaran değil; çocuğun zihinsel potansiyelini tanıyan, izleyen ve gerektiğinde BİLSEM gibi uygun kurumlara yönlendiren bir rehber olmalıdır.
Ancak sorumluluk yalnızca okulda değildir.
Aileler de, Türk Medeni Kanunu’ndan doğan velayet sorumlulukları kapsamında çocuklarının gelişimini yakından izlemekle yükümlüdür. Eğer okul, çocuğun üstün yeteneğini fark edememişse ya da bu yönde adım atmamışsa, aile; öğretmen, rehberlik servisi ve okul idaresiyle iletişime geçerek süreci başlatmalıdır. Gerekiyorsa yazılı başvuru yaparak çocuğun tanılanması ve yönlendirilmesi talebinde bulunmalıdır. Çocuğun üstün potansiyelinin erken fark edilmesi, onun geleceği kadar toplumun da geleceği için hayati öneme sahiptir.
Bu nedenle; okul ve aile, bu süreçte ayrı değil eş sorumlu ve eş yükümlüdür. İşbirliği içinde, dikkatle ve bilinçle hareket edilmelidir. Esas olan her zaman çocuğun üstün menfaatidir. Bu menfaat tüm kurum, kuruluş ve bireylerin üzerinde korunan bir haktır.
Sonuç:
Üstün yetenekli çocuklar eğitim sisteminin özel bir grubunu oluşturur ve onların erken yaşta fark edilip desteklenmesi sadece bireysel başarıları değil, toplumsal kalkınmayı da etkiler. Bu aynı zamanda toplumsal bir zenginliktir. Öğretmenlerin, okul rehberlik servislerinin ve ailelerin bu süreçteki sorumluluğu büyüktür. BİLSEM süreci doğru işlediğinde, çocuklar için büyük fırsatlar doğmaktadır. Ancak bu sürece giremeyen çocukların da desteklenmesi, haklarının korunması ve sosyal gelişimlerinin sağlanması anayasal sorumluluk ve toplumsal bir ödevdir. Dolayısı ile benim şahsi kanaatim bu öğrencilerin sadece 1.2. ve 3. Sınıflarda BİLSEM’lere aday gösterilmesinin eğitim öğretim ayağında bir sınırlama olduğunu düşünüyorum. Yanı sıra bu kapsayıcı eğitim modeline etik anlamda da aykırıdır. Diğer taraftan fırsat eşitliğine de aykırıdır. Çünkü biliyoruz ki eğitimde hiç bir şart altında sınırlılık olmamalıdır. Sınırlılıklar beraberinde ayrımcılık kavramını doğurmaktadır. Sınırlılıklar diğer taraftan eğitimin hakkının engellenmesini doğurmaktadır. İşbu sebeple en yakın zamanda ülkemizde çıkartılacak olan bir özel eğitim kanunu ile bu alandaki sınırlılığında giderilmesini, fırsat eşitliği kapsamında, kapsayıcı eğitim modeline uygun şekilde düzenlenmesini umuyorum ve bekliyorum. Ayrıca bu çocuklar RAM’lardan her zaman destek alabilirler. Yine aileleri de aynı şekilde destek alabilirler.
Son Yorumlar