KVKK m.5/2 ve 6/3, “hayati tehlikeyi ve bir hakkın tesisi/korunmasını” gerektiren durumlarda kişisel veri işlemenin hukuka uygun olduğunu açıkça düzenler.
Dolayısıyla çocukların hayati risk taşıdığı özel eğitim sınıfları ve rehabilitasyon merkezlerinde kamera sistemi kurulması KVKK’ya aykırı değil; bilakis çocuğun yaşam hakkını KORUMAK İÇİN HUKUKEN ZORUNLU BİR TEDBİRDİR.
Hatta ve hatta artan ve önlenemeye akran zorbalığı, siber zorbalık sebepleriyle genel eğitim sınıfları içine de kamera elzemdir, KVKK m.5 ve m.6 gereği hayati tehlikeyi ve bir hakkın tesisi/korunmasını” gerektiren durumlarda kişisel veri işlemenin hukuka uygun olduğunu açıkça düzenlenmektedir. Ben bir hukukçu olarak bu konuda koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması kapsamında ilk basamağın sınıf içi kamera sisteminin tek elden bakanlık bünyesinde, uhdesinde yürütülüp yönetilmesi gerekliliğini önemli ve elzem olduğunu değerlendiriyorum.
Ayrıca belirtilmelidir ki sınıf içi kamera sistemi yalnızca çocuklarımızı koruyan bir mekanizma olmayacak; özel eğitim öğretmenlerimiz ve diğer tüm öğretmenlerimiz açısından da koruyucu bir güvenlik kalkanı işlevi görecektir. Özel eğitim öğretmenleri, mesleğin doğası gereği ailelerle sürekli ve yoğun etkileşim içerisindedir. Bu durum zaman zaman öğretmenleri haksız ithamlarla, yanlış anlamalarla veya gerçeği yansıtmayan iddialarla karşı karşıya bırakmaktadır. Öğretmenler, eğitim esnasında yaptıkları en küçük pedagojik müdahaleyi dahi ailelere açıklamak, kendilerini izah etmek ya da idareye savunmak zorunda kalmakta; bu da öğretmen üzerinde ciddi bir baskı ve tükenmişlik yaratmaktadır.
Sınıf içi kamera sistemi ile öğretmenin her davranışı objektif bir kayıt üzerinden görülebilir ve değerlendirilebilir hâle geleceğinden, öğretmenlerimiz gereksiz ithamlardan, zan altında kalmaktan ve kendini ispat yükümlülüğünden büyük ölçüde kurtulacaktır. Böylece sistem, hem çocuğu hem öğretmeni koruyan “kazan–kazan” modeli niteliğini taşıyacak; toplumumuz ve eğitim sistemimiz açısından yapısal bir iyileşme sağlayacaktır. Elbette kamera sistemi tek başına tüm sorunları çözmeye yetmez; fakat koruyucu ve önleyici tedbir mekanizmalarının ilk ve en güçlü adımı olarak çok önemli bir katkı sağlayacağı tartışmasızdır. Bu nedenle Sayın Bakanlık tarafından söz konusu uygulamanın çocuğun üstün yararı kadar öğretmenin mesleki itibarını ve güvenliğini de koruyan bu yönünün mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.
Bu konuda ben 06.12.2025 tarihinde iki ayrı genel müdürlüğe dilekçelerimi sundum. Sizler de bu konuya ilişkin bakanlığa hem T.C MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne hem de T.C MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne aşağıda tarafımca hazırlanmış olan dilekçeyi PTT aracılığı ile KENDİNİZE GÖRE UYARLAYARAK VE KENDİ İSİM İMZANIZ İLE iadeli taahhütlü olarak gönderebilirsiniz. Ya da CİMER aracılığı ile bu konuyu bildirebilir ve resmi cevap talep edebilirsiniz. Dilekçe aşağıda yer almaktadır.
ÖRNEK TEŞKİL EDEN DİLEKÇE :
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI
ÖZEL EĞİTİM VE REHBERLİK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE
ANKARA
06.12.2025
KONU : Özel eğitim sınıflarında, özel eğitim kurumlarında ve hatta genel eğitim sınıflarında çocuklara yönelik artan şiddetin önlenmesi, akran zorbalığı ve siber zorbalık önleyici ve koruyucu tedbirlerin ivedilikle alınması amacıyla sınıf içi kamera sistemi kurulması hakkında elzemiyettir.
İVEDİ KORUYUCU VE ÖNLEYİCİ TEDBİR ALINMASI GEREKTİĞİ HUSUSUNDAKİ AÇIKLAMALAR:
Sayın Yetkili/yetkililer;
- Ülkemizin çeşitli illerinde, özellikle genel eğitim okullarındaki özel eğitim sınıflarında ve özel rehabilitasyon merkezlerinde, otizmli ve zihinsel yetersizliği bulunan çocuklara yönelik öğretmen şiddetinin gün geçtikçe arttığı, tarafıma ulaşan çok sayıda ceza dosyası ve adli tıbbi rapor ile sabittir. Yalnızca son bir hafta içerisinde, yaşları 6–7 arasında değişen dört çocuğa yönelik ağır darp, ekimoz ve travma içeren dosya gelmiş olup, bu çocukların tümünde vücutta hayati nitelikte morluklar, yumuşak doku zedelenmeleri, ağır darp bulguları tespit edilmiştir.
- Bu vakalar; Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyükşehirlerde yoğun olmakla birlikte, ülkenin pek çok ilinden benzer olaylar bildirilmektedir. Son yıllarda medyaya da geniş şekilde yansıdığı üzere, öğretmen zorbalığı veya kurum içi ihmal nedeniyle yaşamını yitiren, uzuv kaybı yaşayan, yoğun bakımda hayata tutunmaya çalışan çocuklarımız bulunmaktadır. Bazı vakalarda çocuklar kanlar içinde hastaneye kaldırılmış, kimilerinde kırıklar, kimilerinde ömür boyu kalıcı hasarlar meydana gelmiştir. Bir çocuğunda telafisi güç zararlar doğmuştur.
- Bu tablo; devletin çocuğun üstün yararını koruma yükümlülüğü bakımından artık ivedilikle köklü bir müdahale gerektiren bir durumdur.
I. DEVLETİN POZİTİF YÜKÜMLÜLÜĞÜ – ANAYASAL TEMEL:
T.C. Anayasası’nın;
- 17. maddesi, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” hükmünü içerir. Çocukların beden dokunulmazlığı mutlak ve vazgeçilmezdir.
- 41. maddesi, devlete “çocukların korunması, gelişmelerinin sağlanması ve her türlü istismardan uzak tutulması” yönünde pozitif yükümlülük yükler.
- 42. maddesi, özel eğitim gereksinimi olan çocukların eğitimini devlet açısından mecburi ve öncelikli bir görev sayar.
- 10. maddesi, 2010 referandumu ile getirilen düzenleme sonucu engelli bireyler lehine pozitif ayrımcılığı anayasal bir zorunluluk haline getirmiştir ve bu pozitif ayrımcılık anayasa ile güvence altına alınmıştır.
Dolayısıyla devlet, özel gereksinimli çocukların eğitildiği mekânlarda öngörülebilir riskleri bertaraf etmek ve şiddeti önleyici etkili tedbirler almak zorundadır. Bu yükümlülük, sınıf içi kamera sistemi gibi ölçülü, etkili ve koruyucu mekanizmaların hayata geçirilmesini zorunlu kılar. Söz konusu bu uygulama B.M Engelliler Hakkında Sözleşmede yer alan “MAKUL UYARLAMA/DÜZENLEME” ilkesinin gereğidir. Ülkemizde bu sözleşmeye taraftır. İşbu makul düzenlemelerin yapılmaması uluslararası sözleşmeye aykırılıktır.
| AİHM, içtihatlarında ayrımcılığı kısaca “nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı muamele edilmesi” (Zarb Adami/Malta, B. No: 17209/02, 20/6/2006, § 71) olarak tanımlanmıştır. AİHM; cinsiyet, cinsel yönelim, ırk ya da etnik köken, zihinsel veya fiziksel engellilik nedeniyle ayrımcılığa uğrayanların toplumda zayıf durumda olan gruplardan olduğunu tespit etmiştir (Abdulaziz, Cabales, Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 9473/81 9474/81, 28/05/1985, § 78; Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, § 27; Schalk ve Kopf/Avusturya, B. No: 30141/04,24/6/2010, § 97; Smith ve Grady/Birleşik Krallık, B. No: 33985/96, 33986/96, 27/9/1999, § 90; Timishev/Rusya, B. No: 55762/00, 55974/00, 13/12/2005, § 56; Kiyutin/Rusya, B. No: 2700/10, 10/3/2011, § 63). Ayrımcılığın toplumun özellikle zayıf olan gruplarına uygulanması durumunda devletin takdir alanı oldukça dar olup farklımuamelenin Anayasa ve Sözleşme’ye uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenlerin sunulması gerekmektedir (Kiyutin/Rusya, § 63; I. B./Yunanistan, B. No: 552/10, 3/10/2013, § 79). Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, makul düzenleme sağlanmamasını, başka bir ifadeyle, engelli çocuğun engelinden kaynaklanan bireysel ihtiyaçlarının gözetilmemesini de ayrımcılık olarak tanımlamıştır. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 5. maddesinde;” (1) Koruyucu ve destekleyicitedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınmakonularında alınacak tedbirlerdir. Bunlardan; a) Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olankimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye, b) Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine, (…) Yönelik tedbirdir.” Ve Çocuğungiderleri başlıklı 43. maddede – (1) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının giderleri Devletçe ödenir. Ödenecek miktar mahkemece verilecek bir karar ile tespit edilir.” hükmüne yer verilmiştir |
II. ULUSAL MEVZUAT UYARINCA DEVLETİN SORUMLULUKLARI:
1. 573 sayılı KHK – Özel Eğitim Hakkı
573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre özel eğitim hizmetleri devletin koruma ve destek yükümlülüğü kapsamındadır.
Madde 4 ve 6; özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin güvenli ortamda eğitim görmesini sağlama görevini devlete yükler.
2. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği
Yönetmeliğin temel ilkeleri arasında; “çocuğun üstün yararı”, “güvenli eğitim ortamı”, “bireyin zarar görmesini önleyici tüm tedbirleri alma yükümlülüğü” açık şekilde düzenlenmiştir.
Öğretmenden gelebilecek şiddet riski dahi, bu ilkeler gereği devlet tarafından öngörülmesi ve giderilmesi gereken bir risk niteliğindedir.
3. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu
Çocukların; fiziksel, psikolojik, duygusal, istismardan korunması devletin koruma tedbiri alma zorunluluğu altındadır. Sınıf içi kamera sistemi, bu kanunun amir hükümleri gereğince koruyucu ve destekleyici tedbir niteliğindedir.
| Diğer taraftan; “2025 Sayılı Özel Eğitim Hakkında Etik İlkeler” çerçevesi, Millî Eğitim Bakanlığı’nın tüm öğretmenler, yöneticiler ve ilgili personel bakımından koruyucu ve önleyici tedbirleri alma zorunluluğunu açık şekilde hükme bağlamaktadır. Etik ilkelere göre; “Özel gereksinimli bireylerin güvenliği, bütünlüğü ve refahı tüm eğitim personelinin birinci sorumluluğudur.”“Öğretmen ve kurum yönetimleri, özel gereksinimli bireylerin fiziksel, duygusal ve psikolojik zarar görmesini önlemek için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür.”“Öğretmen, öğrencinin kendini ifade edememesi, kendini koruyamaması veya davranışın niteliğini kavrayamaması durumlarında daha üst düzeyde özen göstermek zorundadır.”“İdare, öğrenme ortamlarında ortaya çıkabilecek riskleri önceden öngörmek, gerekli izleme ve güvenlik sistemlerini kurmak ve bunları etkin biçimde işletmekle yükümlüdür.”“Şiddet, istismar, ihmal veya kötü muamelenin önlenmesi; eğitsel etiğin temel ilkesidir ve ihlali, hem etik hem hukuki sorumluluk doğurur.”“Kurumlar, özel gereksinimli çocukların güvenliğinin sağlanabilmesi için düzenli gözlem, kayıt, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarını kurmakla yükümlüdür.” Bu etik çerçeve, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda idari ve hukuki sorumluluğunu da doğrudan ortaya koymaktadır. Etik ilkelerde yer alan bu açık hükümler; özel gereksinimli çocukların güvenli ortamda eğitim görmesini sağlamak, riskleri öngörerek gerekli izleme sistemlerini kurmak ve şiddeti önleyici mekanizmaları inşa etmek yönünde Bakanlık bünyesinde bağlayıcıdır. Dolayısıyla sınıf içi kamera sistemi, hem etik ilkelere hem de Bakanlığın kendi düzenlemelerine göre, artık ertelenemez bir zorunluluktur. Bu sistemin kurulması; öğretmenler, idare ve Genel Müdürlük açısından etik yükümlülüğün, çocuğun üstün yararı ilkesinin ve devletin pozitif yükümlülüğünün doğrudan gereğidir. |
III. ULUSLARARASI HUKUK, TÜRKİYE’NİN BAĞLAYICI YÜKÜMLÜLÜKLERİ:
1. Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme (CRPD)
Türkiye’nin taraf olduğu bu sözleşme:
- Madde 7: Engelli çocukların korunması için devletlere özel tedbir alma zorunluluğu getirir.
- Madde 16: Şiddet, istismar ve ihmalin önlenmesi için etkin izleme mekanizmaları kurulmasını emreder.
- Madde 24: Güvenli, kapsayıcı ve erişilebilir eğitim ortamı sağlanması devlet yükümlülüğüdür.
- Madde 2 – Makul Düzenleme: Engelli bireylerin güvenliği için yapılacak her düzenleme “makul düzenleme” kapsamında olup, yapılmaması ayrımcılık oluşturur.
Kamera sistemi; çocukları istismardan koruyan en etkili günün dinamik ve ihtiyaçları dikkate alındığında en etkili “makul düzenleme”dir.
2. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi
- Madde 3: Çocuğun üstün yararı her şeyden önce gelir.
- Madde 19: Devlet, çocuğu eğitim ortamı dahil olmak üzere her türlü fiziksel ve duygusal şiddetten korumak için etkili önlemler almak zorundadır.
Bu hükümler ışığında kamera sistemi bir tercih değil, bir yükümlülük haline gelmektedir.
IV. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU (KVKK) ENGEL TEŞKİL ETMEZ:
KVKK’nın amacı:
- “Özel hayatın gizliliğini korumak ve kişisel verilerin işlenmesini düzenlemek”*tir. Ancak;
- Anayasal yaşam hakkı,
- beden dokunulmazlığı,
- çocuğun üstün yararı, KVKK hükümlerinin mutlak üstündedir.
NİTEKİM KVKK M.5/2 VE 6/3, “HAYATİ TEHLİKEYİ VE BİR HAKKIN TESİSİ/KORUNMASINI” GEREKTİREN DURUMLARDA KİŞİSEL VERİ İŞLEMENİN HUKUKA UYGUN OLDUĞUNU AÇIKÇA DÜZENLER.
DOLAYISIYLA ÇOCUKLARIN HAYATİ RİSK TAŞIDIĞI ÖZEL EĞİTİM SINIFLARI VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNDE KAMERA SİSTEMİ KURULMASI KVKK’YA AYKIRI DEĞİL; BİLAKİS ÇOCUĞUN YAŞAM HAKKINI KORUMAK İÇİN HUKUKEN ZORUNLU BİR TEDBİRDİR.
V. TALEBİN HUKUKİ DAYANAKLARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRME:
Özel eğitim sınıflarında okuyan otizmli ve zihinsel yetersizliği bulunan çocuklar:
- kendilerini ifade edemezler,
- maruz kaldıkları şiddeti anlatamazlar,
- iyi–kötü ayrımını yapamazlar,
- çoğu zaman davranışın niteliğini kavrayamazlar,
- bedenlerini koruyacak kudrete sahip değildirler.
Dolayısıyla devletin koruma yükümlülüğü çok daha ağırdır. Bu nedenle;
Sınıf içi kamera sistemi, çocukların yaşamının, beden bütünlüğünün ve ruhsal sağlığının korunması için zorunlu hukuki tedbirdir.
Aksi halde devlet;
- öngörülebilir bir riski bertaraf etmediği,
- şiddeti önleyici mekanizmaları kurmadığı,
- pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği sebebiyle sorumluluk altına girer.
VI. AYRICA ÖĞRETMENLERİMİZİ KORUYAN BİR PERSPEKTİF SUNMAKTADIR; ÖĞRETMEN VE ÇOCUK İÇİN KAZAN KAZAN MODELİNİN YANSIMASI OLACAKTIR KAMERA SİSTEMİ;
ŞÖYLE Kİ;
Ayrıca belirtilmelidir ki sınıf içi kamera sistemi yalnızca çocuklarımızı koruyan bir mekanizma olmayacak; özel eğitim öğretmenlerimiz ve diğer tüm öğretmenlerimiz açısından da koruyucu bir güvenlik kalkanı işlevi görecektir. Özel eğitim öğretmenleri, mesleğin doğası gereği ailelerle sürekli ve yoğun etkileşim içerisindedir. Bu durum zaman zaman öğretmenleri haksız ithamlarla, yanlış anlamalarla veya gerçeği yansıtmayan iddialarla karşı karşıya bırakmaktadır. Öğretmenler, eğitim esnasında yaptıkları en küçük pedagojik müdahaleyi dahi ailelere açıklamak, kendilerini izah etmek ya da idareye savunmak zorunda kalmakta; bu da öğretmen üzerinde ciddi bir baskı ve tükenmişlik yaratmaktadır.
Sınıf içi kamera sistemi ile öğretmenin her davranışı objektif bir kayıt üzerinden görülebilir ve değerlendirilebilir hâle geleceğinden, öğretmenlerimiz gereksiz ithamlardan, zan altında kalmaktan ve kendini ispat yükümlülüğünden büyük ölçüde kurtulacaktır. Böylece sistem, hem çocuğu hem öğretmeni koruyan “kazan–kazan” modeli niteliğini taşıyacak; toplumumuz ve eğitim sistemimiz açısından yapısal bir iyileşme sağlayacaktır. Elbette kamera sistemi tek başına tüm sorunları çözmeye yetmez; fakat koruyucu ve önleyici tedbir mekanizmalarının ilk ve en güçlü adımı olarak çok önemli bir katkı sağlayacağı tartışmasızdır. Bu nedenle Sayın Bakanlık tarafından söz konusu uygulamanın çocuğun üstün yararı kadar öğretmenin mesleki itibarını ve güvenliğini de koruyan bu yönünün mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.
VII. ARTAN VE ÖNLENEMEYE AKRAN ZORBALIĞI, SİBER ZORBALIK SEBEPLERİYLE GENEL EĞİTİM SINIFLARI İÇİNE DE KAMERA ELZEMDİR, KVKK M.5 VE M.6 GEREĞİ HAYATİ TEHLİKEYİ VE BİR HAKKIN TESİSİ/KORUNMASINI” GEREKTİREN DURUMLARDA KİŞİSEL VERİ İŞLEMENİN HUKUKA UYGUN OLDUĞUNU AÇIKÇA DÜZENLENMEKTEDİR;
- Günümüzde yalnızca özel eğitim sınıflarında değil, genel eğitim sınıfları içerisinde de akran zorbalığı ve siber zorbalık vakalarının çığ gibi büyüdüğü, ulusal ve uluslararası raporlarla ortaya konulmuştur. Ne yazık ki bu zorbalık türleri; Türkiye’de ve dünyada çocuk ölümlerine, yoğun bakım süreçlerine, kalıcı bedensel ve ruhsal hasarlara, intihar girişimlerine ve telafisi güç zararlara sebebiyet vermektedir. UNICEF, UNESCO ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayımlanan güncel raporlarda, okullarda siber zorbalığın son 10 yılda %70’in üzerinde arttığı, çocukların sosyal medya aracılığıyla maruz kaldığı psikolojik şiddetin “çocuk koruma sistemlerinde en hızlı büyüyen risk alanı” olduğu vurgulanmaktadır. İngiltere, Güney Kore, Japonya ve Kanada gibi ülkelerde, akran zorbalığı nedeniyle yaşanan ağır vakaların ardından sınıf içi kamera sistemleri, koridor kameraları, okul içi izleme merkezleri, dijital zorbalık takip birimleri kurulmuş; devletler bu politikaları “çocuğun üstün yararı ve yaşam hakkı” gereği zorunlu tedbir olarak kabul etmiştir.
- Aynı tehlike ülkemizde de giderek artmakta olup, artık öngörülebilir ve engellenebilir bir risk niteliğindedir. Anayasa’nın 17, 41 ve 42. maddeleri ile BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 ve 19. maddeleri, devlete çocukları yalnızca yetişkin şiddetinden değil, akran şiddetinden ve dijital zorbalıktan da koruma yükümlülüğü yüklemektedir. Bu yükümlülük, genel eğitim sınıfları dahil olmak üzere tüm sınıflarda koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar. Mevzuat; “günün ihtiyaçlarına ve toplumsal dinamiklere göre şekillenir” ilkesine tabidir. Bugün gelinen noktada, çocukların yaşamını tehdit eden akran zorbalığı, kişisel verilerin korunmasına ilişkin tüm düzenlemelerin üstünde korunması gereken anayasal bir hak olan yaşam hakkını doğrudan etkiler hâle gelmiştir.
Dolayısıyla; akran zorbalığının ve siber zorbalığın tespiti, önlenmesi, kontrolü ve disiplin süreçlerinin şeffaf şekilde yürütülebilmesi için, genel eğitim sınıflarında da, tıpkı özel eğitim sınıflarında olması gerektiği gibi, Millî Eğitim Bakanlığı tekelinde çalışan merkezi bir otomasyon sistemi üzerinden izlenecek sınıf içi kamera sistemlerinin ivedi olarak kurulması elzemdir. Bu uygulama hem çocuğun üstün yararı, hem devletin pozitif yükümlülüğü, hem de uluslararası sözleşmelerden doğan koruma tedbirlerini alma zorunluluğunun doğal bir sonucudur. Aksi yönde bir ihmal, ülkemizin yeni can kayıplarıyla, onarılamaz ruhsal ve fiziksel travmalarla, geleceği derinden etkileyen toplumsal yaralarla yüzleşmesine sebep olacaktır. Bu nedenle genel eğitim sınıflarında kamera sisteminin kurulması sadece gerekli değil; hukuken zorunlu, vicdanen kaçınılmaz ve kamu düzeni bakımından ertelenemez bir tedbirdir.
BU DOĞRULTUDA İŞBU BAŞVURUMA İLİŞKİN MENFİ VEYA MÜSPET YAZILI CEVABIN TARAFIMA TEBLİĞ EDİLMESİNİ TALEP EDERİM. AKSİ YÖNDE SESSİZ KALINMASI, İDARENİN SORUMLULUK ALANINA GİREN BU HAYATİ KONUDA ZIMNİ RET NİTELİĞİ TAŞIYACAK OLUP, ANAYASA VE ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERLE GÜVENCE ALTINA ALINMIŞ OLAN POZİTİF YÜKÜMLÜLÜKLERİN YERİNE GETİRİLEMEDİĞİ ANLAMINA GELECEKTİR. BU DURUM, HEM ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARININ İHLALİ HEM DE KAMU DÜZENİNİN GEREKTİRDİĞİ ACİL KORUMA TEDBİRLERİNİN ALINMAMASI SEBEBİYLE KONUNUN YARGIYA TAŞINMASINI KAÇINILMAZ HÂLE GETİRECEKTİR.
AYRICA BİLİNMELİDİR Kİ SESSİZLİK BİR ÇÖZÜM DEĞİLDİR; SESSİZ KALINAN HER VAKA, ÜLKE OLARAK ÇOK DAHA AĞIR VE TELAFİSİ GÜÇ ZARARLARIN YAŞANMASINA, YENİ CAN KAYIPLARINA VE TOPLUMUN RUHSAL BÜTÜNLÜĞÜNÜN ZEDELENMESİNE YOL AÇACAKTIR. BU SEBEPLE, KONUYA İLİŞKİN AÇIK, YAZILI VE GECİKMEKSİZİN MENFİ YA DA MÜSPET DÖNÜŞ YAPILMASINI SAYGIYLA TALEP EDERİM.
SONUÇ VE TALEP :
Yukarıda ayrıntılı şekilde arz ve izah edilen nedenlerle;
- Özel eğitim sınıfları başta olmak üzere, özel eğitim hizmeti sunulan tüm kurum ve kuruluşlarda (özel eğitim sınıfları, özel eğitim okulları, özel rehabilitasyon merkezleri, bakım evleri vb.) sınıf içi kamera sisteminin kurulması, ilgili yönetmelik ve kanunlara işbu maddenin eklenmesi, hukuki düzenlemenin yapılması,
- Bu kameraların yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı nezdinde çalışan bir merkezî otomasyon sistemi aracılığıyla izlenmesi ve kayıt altına alınması,
- Acil ve hayati durumlarda kamera kayıtlarının Bakanlık onayıyla ilgili makamlara ve velilere ulaştırılması,
- Bakanlık tarafından, bu konuda ivedilikle düzenleme yapılması, tebliğ, genelge v.b. yayımlanması veya açık bir uygulama birliği sağlanması,
- İşbu başvuruma ilişkin menfi veya müspet yazılı cevabın tarafıma gönderilmesi,
hususlarını çocuğun üstün yararı, yaşam hakkı ve devletin pozitif yükümlülükleri gereğince alanda çalışan bir hukukçu olarak toplumsal sorumluluğum gereği saygıyla talep ederim.06.12.2025
Öğr.Gör.Av.Arb. Burcu AKAR MURATOĞLU
(Ankara Barosu-21251)
Adres: G.M.K Bulvarı Naci ekmekcigil Apt. No:51/3 Demirtepe-Çankaya/ANKARA
E-posta: av.burcuakar@gmail.com
Son Yorumlar