ÖZEL EĞİTİMDE KOLAYLAŞTIRICI KİŞİ(GÖLGE ÖĞRETMEN) DESTEĞİNİN DEVLET TARAFINDAN OKULLARDA ÖZEL EĞİTİM ÖĞRETMENLERİ(NCE) BAŞTA OLMAK ÜZERE, ÜCRETSİZ SAĞLANMASI GEREKLİLİĞİNE DAİR ULUSAL VE ULUSLARARASI MEVZUATLAR KAPSAMINDA HUKUKİ BOYUTU:
ÖZEL GEREKSİNİMLİ ÇOCUKLARIN ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE VE DEVAMINDA OKULLAR TARAFINDAN REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZLERİNE (RAM) YÖNLENDİRİLME SORUMLULUĞU;
Okumaya devam et “8.Uluslararası Katılımlı Ulusal Disiplinlerarası Erken Çocuklukta Müdahale Kongresi(2025) Sunduğum Bildiri;”- Mahremiyet Hakkının Tanımı ve Kapsamı:
Mahremiyet hakkı, bireyin özel yaşamının ve kişisel alanının korunmasını güvence altına alan temel bir insan hakkıdır. Bu hak, kişinin bedensel dokunulmazlığından, kişisel bilgilerinin korunmasına; özel hayatının ve aile yaşamının gizliliğinden, yaşadığı mekânın dokunulmazlığına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
Okumaya devam et “MAHREMIYET HAKKI: ÇOCUKLAR VE YETIŞKINLER İÇIN TEMEL BIR HUKUKI GÜVENCE! ÇOCUĞUN MAHREMIYET HAKKINA DAIR HUKUKI BIR DEĞERLENDIRME;”ÇÖZGER RAPORU :
Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER), 18 yaş altındaki bireylerin özel gereksinim durumlarını sağlık temelli olarak belgeleyen ve buna göre sosyal haklar ile eğitim desteklerinin planlanmasına imkân tanıyan temel bir belgedir. Ancak her idari işlemde olduğu gibi, ÇÖZGER raporları da mutlak doğruluk içermeyebilir. Bu noktada, çocuğun yüksek yararı doğrultusunda, rapora karşı hukuken tanınmış bir itiraz hakkı mevcuttur.
Bu yazıda, ÇÖZGER raporuna itirazın hangi usul ve esaslara tabi olduğu, kimlerin nasıl itirazda bulunabileceği, sürecin ne şekilde işlediği ve mevcut mevzuat hükümleriyle bu sürecin nasıl düzenlendiği açıklanacaktır.
1. İtiraz Hakkının Kapsamı ve Süresi:
ÇÖZGER raporuna itiraz hakkı, yalnızca raporu talep eden kurum ya da bakım verenler adına hareket eden resmi merciler tarafından kullanılabilir. Bu doğrultuda bireysel itirazlar doğrudan dikkate alınmaz; ancak bireysel olarak itiraz etmek isteyen veliler, raporun talep edildiği okul, sosyal hizmet kurumu veya bakım evi gibi birimler üzerinden kurumsal yolla itiraz başvurusu yapabilirler.
İtiraz süresi, raporun teslim tarihinden itibaren otuz gündür. Bu süre içinde yapılmayan başvurular değerlendirmeye alınmaz. İtiraz dilekçesinin il sağlık müdürlüğüne ve mutlaka gerekçeli olarak yapılması gerekmektedir. Kurumlar tarafından yapılan başvurularda süre sınırı aranmamakla birlikte, yine gerekçeli başvuru şartı aranmaktadır.
2. Sürecin İşleyişi ve Hakem Hastane Değerlendirmesi:
İtiraz başvurusu yapıldığında, çocuk mümkünse önceki raporun alındığı kurumdan farklı bir sağlık kurulu tarafından yeniden değerlendirilmek üzere sevk edilir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, farklı uzmanın görüşünün değil, farklı sağlık kurulunun değerlendirmesinin esas alınmasıdır.
Eğer ilk rapor ile itiraz sonucu verilen rapor arasında çelişki doğarsa, bu durumda çocuk, il sağlık müdürlüğü tarafından doğrudan hakem hastaneye sevk edilir. Hakem hastane tarafından verilen karar, mevzuat gereği kesin niteliktedir ve bu karar doğrultusunda işlem yapılır. Bu süreç tamamlanmadan, farklı kurum ya da kişisel girişimle alınan ek raporlar geçerli sayılmaz.
3. Süreli Raporlarda Yeniden Değerlendirme Talebi:
ÇÖZGER raporları süreli ya da sürekli olabilir. Süreli raporlarda süre bitimiyle birlikte yeni başvuru yapılabilirken, süreli ya da sürekli raporların süresi dolmadan yeni bir rapor alınmak istenirse, bu talep ancak kurumun gerekçeli yazısına istinaden işleme alınır. Aksi durumda tekrar rapor düzenlenmesi mümkün değildir.
4. Yeni Rapor Başvurusu İçin Altı Aylık Bekleme Süresi:
Hakem hastane tarafından verilen karar ya da süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşmiş bir ÇÖZGER raporu hakkında, aynı gerekçeye dayanarak yeni bir başvuru yapılmak isteniyorsa, bu ancak rapor tarihinden itibaren altı ay geçtikten sonra mümkün olabilir.
Türkiye, 2024 yılı itibarıyla “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla kapsamlı bir eğitim reformuna geçiş yapmıştır. Bu model, ezberci anlayıştan uzak, öğrenciyi merkeze alan, süreç ve beceri odaklı bir yaklaşımı esas almakta; öğrencilerin yaparak, yaşayarak, eleştirel düşünme ve problem çözme becerileriyle donatılmasını amaçlamaktadır. Ancak, bu vizyoner modelin pratiğe tam anlamıyla yansıtılamadığı bir alan var: merkezi sınavlar. Özellikle Liselere Geçiş Sistemi (LGS) hâlâ çoktan seçmeli ve sınav odaklı yapısıyla uygulanmaya devam etmektedir.
Pedagojik Açıdan Bir Çelişki: Gelişimsel Hazırlık ve Psikolojik Dayanıklılık Açısından Bir Hezeyan;
Ergenlik dönemi, bireyin biyolojik, bilişsel ve duygusal olarak büyük değişimlerden geçtiği bir evredir. Bilimsel araştırmalar, frontal korteksin (özellikle karar verme, planlama ve stresle başa çıkma becerilerinden sorumlu beyin bölgesinin) gelişiminin 20’li yaşlara kadar tamamlanmadığını göstermektedir. Bu bağlamda, 13-14 yaşındaki bir bireyden/çocuktan yüksek düzeyde sınav performansı beklemek,üstelik ezbere dayalı bir modelde bunu beklemek gelişimsel doğaya aykırıdır. Sınavların neden olduğu stres ve kaygı düzeyi, çocuğun öğrenme potansiyelini bastırmakta; birçok alanda başarılı olabilecek bireyleri erken yaşta başarısızlık hissiyle tanıştırmaktadır.
Eğitimde Ölçme-Değerlendirme Anlayışı: Avrupa ve Dünya Perspektifi;
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile OECD raporları, başarı kavramının yalnızca akademik test sonuçlarıyla ölçülemeyeceğini defalarca vurgulamıştır. Avrupa ülkelerinde örneğin Finlandiya, Hollanda, Norveç gibi eğitim sistemlerinde merkezi sınavların etkisi asgariye indirilmiş; çocukların sanatsal, sosyal, sportif ve analitik becerileri bütüncül olarak değerlendirilmektedir. Bu ülkelerde eğitim politikaları, çocuğun bireysel öğrenme sürecine ve potansiyeline saygı gösterme ilkesine dayanmaktadır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli de bu yönde bir dönüşüm iradesi göstermektedir. Ancak, bu modelin ruhuyla çelişen LGS gibi sınav uygulamaları, reformun özünü zedelemekte; sistemsel tutarsızlık ve model özelinde büyük bir çelişki yaratmaktadır.
Özel Gereksinimli ve Üstün Yetenekli Çocukların Durumu;
Özel gereksinimli çocuklar (disleksi, otizm, dikkat eksikliği vb.) ya da üstün zekâlı çocuklar, klasik sınav sistemlerinde en büyük dezavantajı yaşayan gruplardır. Bu çocuklar sıklıkla sınav kaygısı, zaman baskısı, farklı öğrenme stillerinin ve ihtiyaçlarının hatta bu ihtiyaçlarının özel eğitime muhtaçlık olduğunun görmezden gelinmesi gibi nedenlerle potansiyellerini sınav ortamında gösterememektedir. Oysa bir çocuk, matematikte basit işlem hataları yaparken fen bilimlerinde özgün hipotezler kurabilir; ezber sorularda zorlanırken yaratıcı yazarlıkta olağanüstü performans sergileyebilir. Özetle bir çocuk atomu parçalayabilme becerisine sahipken sıkıştırılmış saat aralıklarına sığdırılmış bir dizi ezbere dayalı dört işlemi yahut başka bir ezbere dayalı en basit soruya yoğun sınav kaygısı altında doğru cevap veremeyebilir ki çoğunlukla veremez. Kaldı ki, özel gereksinimli çocukların kaygı düzeyi ve eşiği olağan gelişim gösteren çocuklara oranla çok daha yüksektir. Bu bilimsel bir gerçektir. Bu bilimsel gerçekliği ve özel eğitime muhtaçlığı görmezden gelerek hala saatlere sığdırılmış, sıkıştırılmış birkaç soruyla çocukların başarısını değerlendirme geldiğimiz çağın olağan akışına, süreç odaklı yaklaşımın doğasına ve kapsayıcı eğitimin etiğine aykırıdır. Önce zihinlerdeki başarı algısını değiştirmek gerekmektedir. Zihinlerdeki engeli kaldırmak oldukça önemli bir bakış açısının geliştirilmesinde oldukça önemli rol oynayacağı tartışmasız gerçeği kanaatindeyim.
Bu durum, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, BM Özel Eğitim Hizmetleri Sözleşmesi, Salamanca Bildirisi, T.C Anayasası ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu kapsamında devletin fırsat eşitliği ve eğitimde kapsayıcılık yükümlülüğüyle de doğrudan ilişkilidir. Hukuki olarak devlet, her çocuğun potansiyeline uygun eğitimi almasını sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük tüm devletlerin pozitif yükümlülüğüdür. Çünkü eğitim anayasal zorunlu en temel hak ve özgürlüklerdendir.
Giriş:
Üstün yetenekli ve üstün zekalı çocuklar, bilişsel ve duyusal özellikleriyle akranlarından ayrışan, özel eğitime ve desteğe ihtiyaç duyan bireylerdir. Bu çocukların erken dönemde fark edilmesi, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda desteklenmesi, sadece bireysel gelişimlerini değil, toplumsal katkılarını da derinden etkileyen bir süreçtir. Türkiye’de bu çocukların eğitsel gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) faaliyet göstermektedir. Ancak bu süreç yalnızca BİLSEM ile sınırlı değildir. Öğretmenlerin, rehber öğretmenlerin ve ailelerin farkındalığı, bu çocukların sahip oldukları haklardan yararlanmaları açısından kritik öneme sahiptir.
Okumaya devam et “Üstün Yetenekli, Üstün Zekalı Çocukların Bilsem Süreci, Eğitim Hakları ve Yasal Dayanakları: Öğretmen ve Ailelerin Sorumluluğu Üzerine Bir Değerlendirme;”Özet
Erken çocukluk dönemi, bireyin bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimi açısından kritik bir süreçtir. Bu dönemde özel gereksinimli çocukların eğitim ihtiyaçlarının doğru belirlenmesi ve desteklenmesi, onların ilerleyen yaşlarda başarılı bir eğitim süreci geçirmeleri için temel oluşturur. Okullar, çocukların gelişimsel farklılıklarını gözlemleme ve erken müdahaleyi sağlama noktasında önemli bir role sahiptir. Bu bağlamda, Türkiye’de, bu süreçler Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) aracılığıyla yürütülmekte olup, okulların özel gereksinimli öğrencileri RAM’a yönlendirme sorumluluğu bulunmaktadır. Okulların Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’ne (RAM) yönlendirme sorumluluğu, kapsayıcı eğitimin temel bir bileşeni olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda bu sorumluluk kamusal bir sorumluluk olup, devlet tarafından okullara yüklenen pozitif bir yükümlülüktür. Başka bir değişle toplumsal ödevdir. Bu bildiride, erken çocukluk döneminden itibaren özel gereksinimli çocukların tanı, değerlendirme ve destek süreçlerinde okulların rolü ele alınmakta, ulusal ve uluslararası uygulamalar, mevzuatlar, T.C Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, T.C İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü resmi görüş ve yazıları doğrultusunda ve ülkemizdeki örnek davalar, emsal mahkeme kararları, idari başvuru süreçlerinde verilen nihai idari yaptırımlar, idari para cezaları ışığında öneriler sunulmaktadır.
Öncelikle Destek Eğitim Odası nedir ona tekrardan bir bakalım;
Okumaya devam et “DESTEK EĞİTİM ODASI VE ÜCRETLİ ÖĞRETMEN DERS VEREBİLİR Mİ!”
Son Yorumlar